3 Haziran 2015 Çarşamba

Ters Yönlü Dip Akıntısı - Contracorriente

Ağlamayı severim ama ağlak biri değilim. Uzun zamandır içimde ne biriktiyse akıttım dışarı, bir filmin sonunda. Bahsedeceğim film esasen birkaç açıdan benim için ilk : izlediğim ilk Peru filmi, İspanyolca izlediğim eşcinsel temalı ilk film ve beni ters köşe eden ilk eşcinsel temalı senaryo.


Film hakkında kısa bir genel bilgi vereyim. Yazan ve yöneten Javier Fuentes-León. Yönetmenin ilk uzun metraj filmi olduğunu öğrendikten sonra daha da başarılı buldum. Oyuncular : Cristian Mercado, Tatiana Astengo, Manolo Cardona. 2009 yapımı Peru filmi. Sundance dahil güzel güzel ödülleri var. Merak edenler : tık 
Çarpık İspanyolcamla contracorriente ne demek anlamadım tabii ama ingilizce ismi "undertow"u da bilemedim. Cümle için geçerli olmasa da kelime çevirisinde güvendiğim gugıl transleyte undertow girdiğimde "ters yönlü dip akıntısı" diye bir şey çıktı. Filmin yoğunluğu da burdan belli gibi esasen, bir gösterip dört veriyor. Beni en çok etkileyen yönü, hiç sıkmadan akıp giden ve günümüz eşcinsel dünyasında artık göremeyeceğimi düşündüğüm naiflikteki öyküsü.
Film, seyirciye güzel müzikler eşliğinde çok güzel manzaralarla sunulan bir balıkçı kasabasında geçiyor. Koltukta en sağda oturan abimiz Miguel, kendisi de balıkçı. Ortadaki hanım ablamız eşi Mariela ve bir bebek bekliyorlar. Soldaki yakışıklımızsa kasabanın ressamı Santiago.  Miguel ve Santiago, Türkiye'nin Güney Amerika versiyonu olan Peru gibi görece muhafazakar bir yerde yasak aşk yaşayan iki eşcinsel. Aslında evli eşcinselin yasak aşkı klasik bir senaryo gibi geliyordu izlemeden önce ama çok da öyle değil bu film, hatta orijinal bence. Olaylar Santiago öldükten sonra garip bir hal almaya başlıyor, bir nevi ghost story yani. Ana üç karakterin hepsi de birbirinden güzel oynamış, özellikle Tatiana ablamız. 
Spoiler vermeden film anlatmada çok beceriksizim,detaylara girmiyorum ama fragmanla bitireyim. İzlerseniz dönerken bana da uğrayın. Çay hüpletir, kritiğini yaparız..





17 Mayıs 2015 Pazar

Zeytinlikten - 1

Pazarları hiç sevmem ama bu pazar size biraz yeşillikten bahsedeceğim, köklerimden. Yaşlı zeytin ağacının hikayesini dinlemek isteyenler gelsin otursun gölgeliğime...

Nasıl olmuşsa olmuş, Kafkasya'dan ve Orta Doğu'dan tohumlar gelmiş birbirini bulmuş vakti zamanında. Onca kıtlık, göç ve savaştan sonra.. Anadolu'da çok da verimli sayılmayan bir toprakta yerleşmişler. 3.kuşak tohumlar orada köklenmiş de köklenmiş. Şubat soğuğunda 2 genç sarılmışlar birbirine ve 9 ay sonrasına ekmişler bir tohum daha. Tam siyah zeytin hasat zamanına.. Meyve biraz ağır gelmiş : 4,5 kg.. :)

Erkeğin "sapına kadar erkek" sayıldığı, kadının "elinin hamuruyla, eksik etek haliyle" evinde oturduğu epey kalabalık bir sülalede büyüdüm. Çocukken bu kalabalığın kıymetini pek anlamıyordum ama şimdilerde yaşam tarzlarımız uymasa bile aynı sofraya oturduğumuzda bunu daha sık yaşamak istediğimi fark ediyorum. Aile olmak böyle bir şey herhalde. Farklılıkları kabul edip bir lokmayı bölüşebilmek. Sonradan fena şekilde dedikodu da döndürülür tabii. Türk ailesi olmak da böyle bir şey herhalde..

Çok sorunsuz bir çocuktum. Çocukluğumun sorunlarından bahsetmiyorum tabii. Kolay idare edilebilen, söz dinleyen, vur başına al ekmeği tarzı bir çocuktum. Bilinçaltımda bana almadıklarına kızdığımdan mıdır nedir bilmem, tek yaramazlığım ablamın oyuncak bebeklerinin saçlarını kesmek, kıyafetlerini parçalamak falan olurdu. Esasen hiçbir zaman bebekle oynamak istediğimi hatırlamıyorum; ama bilinçaltı işte, belli mi olur ?!

Otorite, aile içinde anneme etiketlediğim bir kavramdı. Her sabah bizi uyandıran, tüm evi toplayan, kahvaltımzı hazırlayan, o kargaşa içinde üst kattan gelen kuzenimin kravatını bağlayan, babamın pantolonlarını ütüleyen, hepsini halledince bir de kendisi hazırlanıp günün 10 saatini 6 katlı bir binanın 3.katında, koridorun solundaki 2.odada geçirmek üzere evden fırlayan kahraman bir annem vardı. O zamanlar gözüme batan tek kusuru, arada bir kaçan çorabıydı. Sesinin sandığım kadar güzel olmadığını, istediği her şeyin aslında benim iyiliğime yaramadığını, pek çok şeyi yapıp yapmamasına karar verirken göz önünde bulundurduğu şeyin "eş dost ne der" olduğunu, çoraplarınınsa artık kaçmadığını ne zaman fark ettim hatırlamıyorum.. O nelerin kaçıp kaçmadığının farkında mı, ondan da çok emin olamıyorum.. :)

-----

Anlam bütünlüksüz, kopuk hikayeler serisi olacak gibi hayatımın blogdaki versiyonu. Gerçeği de ne kadar anlamlandı, ilerleyen yazılarda birlikte karar veririz belki. :)

15 Mayıs 2015 Cuma

Mış

Görünmezmişim, olmazmışım umrunda kimsenin
Çirkinmişim, bakılmazmış suratıma
Yazamazmışım suretini, suya anlatıp def ettiklerimin
Tutamazmışım ellerini sevdiğimin
Satamazmışım salyangozumu istediğim mahallede
Saçmalayamazmışım, dinleyemezmişim paşa gönlümün keyfini
Silemezmişim, korkakmışım evvelimi
Kalırmışım ortada gollik gibi
Ne bulmuşum ahirimi ne olmuşum zahirimi.

30 Mart 2015 Pazartesi

Gracias a la vida

Pek çok insan girip çıktı hayatıma. Bazılarına sıkı sıkı sarıldım, bazıları kayıp gitti kollarımın arasından. Istemedigim pek çok şey yaşadım ve yaşattım. Okuduğum onca kitap , izlediğim onca film, anlamaya başladığımı sandığım onca hikaye.. Kendim yaşamadan öyle havada kalıyormuş ki, içi ancak yaşadıkça doluyor hepsinin.


Her seferinde iyice fark ediyorum ki hayatın daha çok başındayım. Keşkesiz bir hayatım olsun istemiştim ama keşkelerimle yaşayabilmek, onlarla mutlu olmayı başarmak bana aldığım nefesi değerli hissettiren asıl şeymiş. Bazen gitmesin dediklerimiz en gitmesi gerekenlermiş, yol vermek gerekiyormuş. Kendimi bir şeyler için suçlamaktan vazgeçtiğimde, sürekli kendime kızmayı bıraktığımda, hayatla savaşmaktan vazgeçip onunla beraber aktığımda yaşıyormuşum.

Benden her ne alıp götürürse götürsün.. Yine de "bana çok şey veren hayata teşekkür ederim !"

¡Gracias a la vida que me ha dado tanto!

9 Mart 2015 Pazartesi

Ortaya karışık

Epeydir kafamı kaşıyacak dahi vaktim olmadığından hiçbir şey karalayamadım. Şöyle olmayan okuyucu kitleme kısaca son durumu özetleyeyim istedim :)

Okulda durumları biraz toparlamaya başladım gibi, gecelerce uykusuz kaldım gözlerim torbalandı vs ama değer tabii, emek olmadan yemek yok.

Ders dışı akademik olaylara biraz ağırlık vermeye çabalıyorum. Yaz için bir staj ayarladım gibi duruyor çok büyük ihtimal. Kanada'dan bol bol yazmaya çalışırım. :) Bir tane de burada ayarlarsam kadayıfım kaymaklı olur, mis. Bakalım hayırlısı.

Gönül işlerim karmakarışık. Kendimi fazla kaptırıp her şeyden kopmak istemiyorum. Bir ara onu da detaylıca yazarım, belki bir şeyler netleşince..