21 Eylül 2015 Pazartesi

Sarı


Bambaşka bir hayatı 5000mil ötede bırakıp Ankara'ya döndüm. O hayatı gerçeğim yapamıyorum. Üstelik Ankara da gittiğim günkü kadar çirkin.
Vücudum değişiyor, sağlık her şeyden mühim. Sigara içmeyin yahu, şarap ayarında güzel.
Akademik hayatım boyut atladı. Çalışma arkadaşlıklarını bir adım öteye götürebilmek güzel, azınlıklar birbirinin dilini konuşabiliyor malum.
Sakallarımda turuncular artıyor, beyazlar için birkaç dekat erken değil mi?! Garip bir kuruluk var cildimde, nemlendirelim biraz. Libidom düşük, keyfim yerinde.
Oraya buraya koşturuyor olmak güzel. Zaman geçiyor, eksikleri tamamlamaya çalışıyorum. Hiç yetinemiyorum..

8 Ağustos 2015 Cumartesi

Yuvamdan 8500 km uzaktayım.

Şehirde ilk haftam geride kaldı..

Başka ülkelerde, şehirlerde yalnız seyahat ettiğim olmuştu ama burası çok farklı bir deneyim oluyor. Genelde şehirlerde kendine has bir yön mutlaka bulurum ama Toronto kendi karakteri çok zayıf bir şehir bence. Dünyanın her yerinden insanlar kendi kültürlerini getirmiş ve yaşatıyor, hepsi o. Yine de sevdim, çok güzel manzaralar izleyebiliyorum. Mesela..

Fotoğrafçılık konusundaki acemiliğim ortada :)

Havaalanına indiğimde nerede kalacağıma dair hiçbir fikrim yoktu, couchsurfing sağolsun bir arkadaş yardım etti. Tek gece kaldığımdan ve gün içinde kendime ev aradığımdan çok muhabbet edemedik ama askerlikten kaçtığı için ülkesine dönmeyen, muhtemelen de gay bir İranlıydı.

Ertesi gece kendi evime yerleştim, işe yakın güzel bir muhitte. Genelde öğrencilerin kaldığı, restoranların, kafelerin, barların bol olduğu bir yer. Komşularımın biri siyahi biri Asyalı, iletişim kurmaya çalıştıysam da pek yanaşmadılar. Diğer gezginler ve yabancılarla ettiğim muhabbetlerdeki ortak noktamız : burada arkadaş edinmek zor.. Insanlar konuşmayı seviyor, çok kibar ve yardımseverler. Ama arkadaş olmak ve iletişimi sürdürmek konusunda pek hevesli göremedim. O yüzden şimdilik çok sınırlı bir çevreyle idare ediyorum. Amerika'daki zihniyet burda da var. Herkes kendi işinde gücünde, yarış ön planda. Devamlı gülümseyeceksin. Sistem adamı olabilseydim belki farklı olurdu. Yine de her şey genel anlamda gayet keyifli.

Şehirde eşcinsellerin yoğun olduğu Church and Wellesley denen bir bölge var. Her yerde gökkuşağı bayrakları, yaya geçidinde bile gökkuşağı..


Gece hayatını pek seven birisi olmadığımdan ve gidecek olsam bile tek gitmek istemediğimden yalnızca mekanların önünden geçtim şimdilik. Adamların öyle bir bakışları var ki bazen kafamı yere çevirdim. Küçük eğlenceler arayanlar için fırsat bol gibi görünüyor. 

Eşcinsellerin burada rahat yaşadığı doğru ama gözlemlediğim o ki bu daha çok cinsel anlamda. Genel arayışın, zihniyetin Türkiye'den çok da farklı olmadığını gördüm. Şu fark var ama, onlar evliyken böyle arayışlara girebiliyor :) Toplumda da bizimkine benzer düşünceler var, feminen geylerle dalga geçildiğine ve genel bir stereotip algısına şahit oldum. Biliyorum yaşım çok küçük, biliyorum ömrüm varsa şayet daha çok şey yaşayıp göreceğim.. Ama bu anlamda umudum kırılmıyor değil. :)

Şimdiye kadar yaşadığım en büyük sıkıntılar 3'lü priz girişi ve kahvaltı. Prizi hemen hallettim neyse. Kahvaltı meselesine de Avrupa'dan alışığım, mutfak olduğundan peynir,domates, zeytin bir şeyler hazırlıyorum ama hiçbiri sucuklu yumurtalı bir pazar kahvaltısı gibi olmuyor. Ortadoğu mutfağından çok güzel restoranlar var da biraz kapatıyor açığı.

Öyle bir özet işte.. Yol, yolculuk hep güzel. Başkalarıyla birlikte kendimi de keşfediyorum sürekli. Siz akşam yemeklerinizi yediniz muhtemelen tatlı sefanıza geçeceksiniz. Ben cumartesi miskinliği yapıyorum daha.

Yazın arada, unutturmayın kendinizi :)
Çok öptüm.

30 Temmuz 2015 Perşembe

"Yine nereye gidiyorsun?!"


Aylardır çektiğim hasret bitiyor, yollar bana ben yollara kavuşuyoruz. Sırtçantam hazır. Yalnız bu sefer biraz uzaklara çırpacağım kanatlarımı. Sekiz bin kilometre öteye, yeniliğe, güzelliğe..

Kızgınım ama yine de ona iyi bakın, size emanet Ankara..

10 Temmuz 2015 Cuma

Küfî kapital


Ankara hep yağmur kokardı, toprak, çimen kokardı. Anne kokardı, bereket kokardı. Yar kucağı gibi, baba ocağı gibi kokardı. Keyifçinin kahvesi, öğrencinin sigarası, emekçinin alın teri kokardı.

Şimdi yalnız küf kokuyorsun ve ben sevmiyorum artık seni...

6 Temmuz 2015 Pazartesi

Dokun-geç hayatlar

En gizlisinden en açığına kadar pek çok geyin kullandığı şu tanışma uygulamaları. Mavisi, turuncusu, kahverengisi..

Eşcinselliğimi kabullendiğim ve etrafımda kendim gibi birilerini aramaya başladığım zamanlarda akıllı bir telefonum yoktu. Bilgisayarımdan bir forum bulup üye olduğumu hatırlıyorum, sohbet bölümünde yazan birkaç kişi dışında kafama uyacak kimseyi görememiştim ve nadiren girer olmuştum. Günün birinde Istanbul'dan biriyle tanıştım ve 2 seneden uzun süredir devam eden güzel bir dostluk başladı :) Forum yöneticisinin verdiği bir ropörtajda gördüm ki bugünlerde LGBTi-Der adı altında dernekleşiyorlarmış, yolları açık olsun. Umarım forumdan daha aktif ve yararlı olurlar.



O zamandan sonra uygulamalardan haberdar oldum fakat uzunca bir süre hiç yanaşmadım. Ne duygusal ne de cinsel, hiçbir şeyin arayışında da değildim. Zira üniversite sınavıyla kafam yeterince doluydu. Istedigim bölümü kazanıp üniversiteye başlayınca farklı bir ortamda daha farklı insanlarla tanışmak, işin aslı daha farklı bir ben olmak istemiştim. Gerçek ben.. Açılmaya başlayışım da bu döneme denk geliyor, bir ara yazacağım.

Hiçbir profili incelemeden oluşturduğum çok kısaca kendimden bahsettiğim bir profildi. Sonradan fark ettim ki samimiyet bu mekanlarda pek prim yapmıyormuş. En gizemli, en güzel vücutlu, bir şeylerin en'i olanlar aradığını buluyormuş. Zamanla iyice sıkıldığımı ve burada gördüklerimin benim standartlarımı da etkilemeye başladığını fark ettiğimde sildim hesaplarımı. Fakat kendimi kabullenmiş olsam da çevrem henüz yeterli potansiyele gelmedikçe yeni insanlarla tanışmam pek mümkün olmayacaktı. Birkaç ay sonra tekrar açtım. :)

Uygulamaların bir yerden sonra el alışkanlığı haline geldiğini düşünüyorum. Her sabah maillerine bakmak gibi bir şey. Beklentisiz ya da meraksız, öylesine bir tık. Ve önünde beliriveren onlarca beden. Pek çoğu cümle kurmaktan aciz onlarca kaslı vücut. Kimilerini seçilmiş, kimilerini loser ilan eden garip bir sistem. Karşındakini tanımaya çalışmakla uğraşmayan, blok üstüne blokla belki egoları şişiren ve özünde birlikte yaşama sabır ve saygımızı azaltabilecek bir sistem. Dokun-geç hayatlar..

Güzel yanları da yok değil elbet, güzel arkadaşlıklar edindim. Oradan başlayan iki mutlu ilişki yaşadım, fakat oranlayınca zaman kaybı olduğunu düşünmeden edemiyorum. Her şeye rağmen hayatımın köşedeki bir parçası. Insanların sokakta asla göremeyeceğiniz bazı yüzlerini görüyorsunuz. Ortamı tanımak adına güzel, ama onun bir parçası olamıyorsanız umutlarınız gitgide tükenebiliyor. Böyle zamanlarda aklıma hep Sabahattin Ali'nin şu sözleri geliyor -tumblr kızı mode on- :
"İnsanlar birbirlerini tanımanın ne kadar güç olduğunu bildikleri için bu zahmetli işe teşebbüs etmektense, körler gibi rastgele dolaşmayı ve ancak çarpıştıkça birbirlerinin mevcudiyetinden haberdar olmayı tercih ediyor." 

Hayatın cinsel yolla bulaşan ölümcül bir hastalık olduğunu düşündüğümdeyse hiçbir şey daha fazla ilginç gelmiyor..